Seramik sanatçısı Tuba Önder Demircioğlu 8 heykeliyle bu yıl önemli sanat fuarlarından 29. Art Miami’ye katılıyor.

Öncü sanat galerilerinin, kollektörlerin, eserleri koleksiyonlarına katabilecekleri sanat fuarı 29. Art Miami 4 Aralık – 9 Aralık tarihleri arasında  düzenlenecek. Demircioğlu’nun fuarda sergilenecek yapıtları ‘Savaşçılar’, ‘Kökler’, ‘Dans Edenler’ ve ‘Rüzgarla Gelen’ koleksiyonlarından seçtiği hepsi insanla ilgili, insan ruhunun derinlerini sorgulayan ve yorumlayan porselen ve stoneware heykeller.
Birçok koleksiyonda ve müzede heykelleri ve duvar çalışmaları ile yer alan Demircioğlu ile heykelleri üzerine konuştuk.

-Yapıtlarınızı nasıl ve neye göre belirlediniz?

Tuba Ağacı altında toplanan ‘Kökler’, ‘Dans Edenler’ ve ‘Rüzgarla Gelen’ koleksiyonlarından eserlerin yer almasına özen gösterdim. Kendimi, eserlerimi, düşüncelerimi daha iyi aktarabilmek, farklı ülkelerden gelen sanatseverler ile daha fazla eser paylaşabilmek için seçimler yaptık.
Heykellerin porselen ve stoneware olması, nakliyesinin oldukça zor ve dikkatli yapılması gerekliliğinden ötürü maalesef çok büyük boyutlu eser gidemeyecek. Bu seçkiyi yaparken en önemli etkenlerden biri de eserlerin transferi oldu.

-Eserlerinizin mutlaka bir hikayesi vardır, anlatabilir misiniz?

Dansedenler Koleksiyonu Sufi felsefesi ile temellenen, bu felsefenin iç dünyamızla ilgili değerlerini sembolik olarak anlatan ve bu anlatımları soyut insan bedenleri üzerinde yorumlayan eserlerdir. Kilin plastikliğinin sınırlarını zorlayarak, incecik porselen kıvrımlar, dökümlü ve bol kıvrımlı kumaş etkisinde şekillendirdiğim formlar ile beden duruşlarına dönüşmektedir. Bu bakımdan teknik olarak da çok gelişkin, oldukça karmaşık ve etkileyici eserlerdir.

Savaşçılar ise materyalist dünyanın kaçınılmaz sonuçlarından biri olan savaşlara gitmek zorunda olan, aslında savaşmak istemeyen askerlerdir. Bu sebeple heykellerin formları başka alemlerde gibi algılanır. Bazıları rüyada,bazıları rehavet içinde, bazıları uzanır,bazıları yakarış halinde… Yaşayabilecekleri her türlü duygu sembolik olarak beden duruşlarına yansır.

-Peki ‘Kökler’?

Kökler ise geçmişimizi, geleneklerimizi, bugünümüzü, genlerle nesilden nesile aktarılan bilgilerin sarıp sarmaladığı bir seridir. Katmanlar halinde, kundaklanmış gibi yaşamın tüm getirdiklerini bedeninde, ruhunda taşır. Bu seride porselen gibi narin, kırılgan, saydam ve ince bir kili, çok sert bir metal olan bronze ile birlikte yorumlamaya çalışıyorum.Tıpkı yaşam gibi..

Rüzgarla gelenler ise çok hüzünlü bir günde, gökyüzünde rüzgar ile danseden yaprakların gösterisine uzunca bir süre tanıklık etmemle ortaya çıkmıştır.Bu heykellerde savrulan yapraklar gibi;yaşamın getirdikleri karşısında parçalanarak savrulan insan bedenlerine dönüşmüştür. Parçalanan ama dağılmayan. 300’C de pişen bu heykellerde, en ilkel teknik olan çimdikleme tekniğini kullanıyorum. Hiçbir aletin kullanılmadığı, sadece elle yapılan heykellerde formun her yerinde parmak izlerimi görmek mümkün.Bu da benim için, çoğunlukla da izleyenler için oldukça duygusal etkiler bırakıyor.
Ve tabiki hepsini kucaklayan, her dönemde farklı bir ruha bürünen Tuba Ağacı’nı söylemeden geçmek olmaz..

Kaynak: Cumhuriyet – Öznur Oğraş Çolak