Müzik terimi, eski Yunancadaki mıısike sözcüğünden kaynaklanmıştır.

İki yüz milyon yıllık bir geçmişi olduğu kabul edilen insanoğlu, bir  “ses  evre­nin içine doğar, bu ses evreniyle iç içe yaşar ve algıladığı seslerle sürekli etkile­şim içinde bulunur.

Biyo-psişik, kültürel ve toplumsal bir organizma olan insan, var olduğu çağ­lardan beri algıladığı sesleri çözümleyip değerlendirmiş ve giderek sesleri bir anla­tım biçimine dönüştürmüştür. Seslerle gerçekleştirilen bu anlatım sanatına “müzik” denir.

Müzik iki temel öğeyi içerir: Ses malzemesi ve onun insan tarafından değer­lendirilmesi.  Bu  iki öğe, müziği hazırlayan  “seçme ve yönlendirme eylemine  olanak sağlamıştır. İnsanoğlu böylece sesleri kendi amacına uygun biçimde kullanma­yı başarmıştır:  “Müzik, belli bir amaç ve yöntemle, belli bir güzellik anlayışına göre işlenerek birleştirilmiş seslerden oluşan estetik bir bütündür”/1)

Yapısal olarak ton ya da mod (makam), kültürel evrimle gelişen ses dizilerin den oluşmuştur.

Ses dizilerinin sergilediği düzen ise, ton yapılanmasının yazgısıdır. Seslerin kullanım yollan ve biçimleri, ses aralıkları ve ses sistemi gibi müziğe özgü temel nitelikler bu sayede kuralı aşmıştır.

Müzikte ses zamana bağımlıdır. Çünkü ses, belirli bir süre içinde, bir zaman aralığında var olur. Sesin süresi, ritm ve zaman ölçüsü gibi ilkeye dayanan kurallar getirmiştir.

Ses malzemesinin düşünsel değerlendirme süzgecinden geçirilmesi olgusu, çağlar boyunca süregelen bir tarihi, Müzik Tarihi’m sergilemektedir. Müzik tarihi, özelliği olan nitelikler taşır: Bu tarih, müzik yapma bilincinin, besteleme teknikleri­nin, müzik formlarının, akım ya da stillerin, çalgıların, müzik yazılarının vb. tarihi­dir. Doğal olarak kültür tarihi’nin bir parçasıdır.

İnsanoğlu, nereden geldiğini bildiği ölçüde nereye gideceğini belirler. Geçmiş­ten geleceğe uzanan bu çizginin anlam kazanması yönünde değerlendirilmesine  ta­rih bilinci denir. Tarihsel kökleri bulunmayan bir düşünce yöntemi ya da sanat akı­mı olamaz. İnsanlık tarihi, birbiri üstünde yükselen yaratıcılıkların evrensel yücelişi­dir. Bu yücelişte müziğin de yeri vardır, ona müzikçiler de katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla müzik tarihi, kendi alanında evrensel gelişim yasalarının tarihidir.

Müzik tarihi, gelişime katkıda bulunan kişilerin durağan biçimde sergilenmesi değildir. Tarih boyunca gelmiş geçmiş müzikçilerin geçit resmi anlamına gelemez. Önemli olan, gelişimin dinamik akışını göstermek, yaratıcı arayışların gizlerini açıklamaktır. Dahası, müziğin özündeki sorunların nasıl çözümlendiğini gösteren bilgilerin tanıtılmasıdır. Müzikteki çığırlar, kültür ortamıyla müzikçilerin yaratıcılı­ğına ilişkin bütünselliği ve iç bağlantıları sunduğu ölçüde anlaşılır olacaktır. Kısa­cası, müzik tarihi, çeşitli akım ve üsluplar arasındaki yakınlıklar ve karşıtlıklar içinden geçen devinimi belirtir. Bu devinim sadece müzikçilerin değil, bütün insan­lığın paylaştığı bir yücelişi simgeler. îşte onun için geçmişte kalan müzikleri, örne­ğin Bach’ı, Mozart’ı, Beethoven’i, Brahms’ı, Stravinski’yi severek dinliyoruz. Geçmişten günümüze uzanan müzik yapıtlarındaki yaşam gücünü, duygusallığı, fantaziyi vb. böylece paylaşmış oluyoruz.

Kaynak: Müzik Tarihi